İç Dünyada Kapitalizm

Yaşadığımız asrın, birçok asırdan farklı olarak gelişim adlı kavram ile birlikte gerilemenin tezatlığıyla ileriye dönük hayaller kurmakta. Gelişim dediğimiz şey sadece teknolojik bir ilerleme olmamalıdır. Rahmani bir inanca sahip olan her bireyin gelişme kavramının kapsadığı alan, inanç ve gereksinimlerinden türeyen ahlak ve adalet ile belirlemelidir.
Önemli ve gerekli kavramların içi boşaltılmış olan bir zamanın zamansızlarından olsak da, bu uyuyan bilinçlerin uyanması için uyanık olmanın elzem olduğu aşikâr.

Bugün her birimiz, çocuğumuzu pedagogsuz, insanı tanımak konusunda psikologsuz, ekonomimizi her hangi bir ekonomistten yardım almadan veya dinleyip izlediği yolu benimsemeden herhangi bir yatırımda bulunmadığımız, bulunma kabiliyeti gösteremediğimiz gibi, yeme içmemizi de diyetisyensiz yapamıyor kıvama gelmiş akıl sahipleriyiz.

Bu asrın aklını cebine koymuş bireyleri Psikoloji, Pedagog, ekonomist gibi iş alanların işçilerine, bel bağlayarak sorunlarına çözüm bulabilme umudu taşıyorlar.

Oysaki psikoloji alanında çığır açmış isimlerin ortaya koydukları fikirler, bir diğeri tarafından eleştirilmiş, eleştirmek ile kalmayarak çürütmüş olduğu da görülmüştür.

Kendi başına üstesinden gelemediğini düşündüğü onca büyük acı ve derdin çözüm önerisi olarak ‘psikolojik destek’ mecburiyeti/olmazsa olmazı ortaya çıkmakta.
Yine çocuğumuzu eğitmemiz konusunda, dersine nasıl çalışması hususunda, hangi üniversiteye gitmesi veya hangi davranışlara sahip olması konusunda ne yazık ki pedagogsuz, psikologsuz hareket edemiyoruz.

Her birimizin evinin kitaplığında ve pc’sinde veya televizyonunda yer alan psikolojik tüm gelişimlerin gelişim videolarıyla birlikte, kitapları, kanalları boy bulunmakta.

İlginç duran diğer kısımlardan biri ise, hayatın her alanında ortaya koyduğu hal ve davranışların normal şartlar altında doğal iken, kamuoyunun büyük bir kesimice tuhaf olarak adlandırılması, bu halin ‘psikolojik rahatsızlık’ olarak tanımlanmasına sebep olmakta.

Yakın zaman da okuduğum Metin Karabaşoğlu’nun “Oyuncak Tamirhanesi” adlı kitabının yazılış amaçları arasında ki şu deyiş ilgimi cezp etmiştir “Kabiliyetsizleştirici uzmanlıklar çağı”
Öyle ki, bu tanımın tam olarak içinde nüksedenlerdeniz.

Psikoloji analında kendine iş alanı açmış bir öğretici ile birlikte bu alanda herhangi bir eğitime sahip olmayan neredeyse herkes, hayatının her merhalesinde bir şeyler yaşadığı ve tecrübe ettiği için kendisini o konunun ve benzer konuların/hallerin mastırını yapmış gibi söz sahibi ve söz hakkı edasıyla ahkâm kesmenin havasına bürünüyor.

Oturup muhabbete daldığınız ortamda, birbirini didikleyen ya da aynı ortamda farklı yerlerde oturanların birbirlerini duyup analiz etme gereksinimi duyarak içten içe ya da yanında bulunan bir diğer kişi ile bu analizi paylaşabilme ukalalığına sahip olabiliyor.
Okuduğum o kitabın satırları arasında yer alan harikulade bir inceliği sizler ile paylaşmak isterim;
“Gözlem yapmaya ‘Gözün gıybeti’ olarak bakıyorum nicedir”

Etrafımızda, yanımızda tanımadığımız onca insan için bunca kanıya varabiliyor olmamız önyargının tezahürü olduğu gibi, yazarında dediği gibi “İnsan insanın yurduduru, insan insanın kurdura çevirdik” Çevirmeyin lütfen.

Herkes o kadar çok bildiğini zannediyor ki, bilgi dediğimiz derya değerini yitiriyor.
Her kavram sahipsiz ve değersiz kaldığı için, uzun zamandır kemire kemire kendini bitiriyor.

Aslına bakarsanız, uzmanlar zamanın vicdan serinleticileri diye de tanımlanabilir.
Kırk yaşına kadar birçok hata yapmış, zulümler biriktirmiş, yanlışlar yapmış olan bir birey, uzman seansları esnasında dile dökülen diyaloğun, hasta doktor ilişkisi olması münasebetiyle tamamen sakin ve yumuşak bir ortama sahiptir. Tabi bir de kapitalist bir kapıya dönüşmüş olmasından da ötürü; ortamın havası vicdan rahatlatma, yapılan hataların küçük bir çocukken bilinçaltına sızmış kötü olay ve yaşamların şahitliğinden tezahür ettiğini, bu durumun seanslar neticesinde düzeleceği garantisini taşıdığını görüsünüz.
Hiçbir şeyin suçlusu olmadığı düşünerek hayatına devam edebiliyor olmak!

Kuranı kerimin muhatapları olanların, bu tür yönelimlerde bulunması oldukça ilginç olmak ile beraber, içinde bulunan ayetlerin mana ve tefsirlerinden haberdar olmadığı gibi rahman ve rahim kavramlarının manası ile tecellisinin büyüklüğünden bihaberdir.

Kişisel gelişim kitapları ve Youtube kanallarından tutunda, daha önce de bahsettiğimiz gibi ekonomik yatırımlarımıza kadar yön veren uzmanların oluşu aklımızı yok saymamız gerektiğini aşikâr bir şekilde istiyor.
En kral gelişme kitabı ve eğitmeni olan Kuranı Kerim ile Hz. Muhammed Mustafa’yı görmezden gelip, sadece dile pelesenk ederek hayatından ve içinden habersiz yaşamak karşı olunan Kapitalizmin seküler tezahürüdür.

Yine Metin Karabaşoğlu şu satırlarıyla durumu daha net bir şekilde ifade ediyor;

“Bugün bize ait olan zaafları düne atfeden yaygın yaklaşım insanı bir ‘kader mahkumu’na dönüştürüp kusurları kişinin kendi üstünden atarak bir bakıma ‘tenzih’ de ederken, İmtihan sırrını gözden kaçırıyor. Hayat imtihanında işaretlediğimiz yanlış şıkların hesabı başkalarının hesabına yazılıyor bu yaklaşımla: İyi şeyler bizden; kötü şeyler ortamdan, ebeveyden, kaderden.”

İslam’ın tabileri olan inançlı bireyler yaptığı yanlış yüzünden bir başkasını suçlayamaz, onu hatasının bedeli kılamaz.

Her şeyden önce, sahabiler döneminde kabalık ve zorbalık timsali olan Hattab’ın oğlu Ömer nasıl adalet timsali Hz Ömer Faruk’a dönüştü.
Madem sonraki yıllarda yaptığımız tüm o yanlış davranış ve eylemlerin kaynağında 0-7, 0-3 yaşlarından önce anne, baba ve büyüklerimizden görmüş olduğumuz davranışların tezahürü ise bu nasıl oluyor.
Ve dahası Peygamberin hayatı hikâyesi ve onun gibi birçok sahabi, önder, lider, sade birey bu yaşantı ile ilişkilendirilip örnek verilebilir.

Birer ücret karşılığı olan, iş alanına dönüştürülen ruhsal iç dünya hali, kapitalizmin esiri olmayacak kadar uhrevi ve değerli olmalıdır.
Hayatın imtihan, başa gelen her şeyin kendi iradesi ile karar verilen kararlar olduğu gibi, sonucu da imtihandır.

Yaptığı her hatayı birine veya birilerine atabilen birey, “nede olsa bunların sorumlusu ben değilim. O, bu, şu, diğer” diye atabiliyor olduğundan hata yaptıktan sonra vicdanını da, toplumsal sorumluluğunu da üstünden atabildiği düşündüğünden tekrar yapmakta bir beis görmeyeceği için onun için sıradan bir durum gibi görünecektir.

İnsanın bu dehşet verici durumdan kurtulabilmesinin tek bir yolu vardır ki o da, hayatın, dünyanın bir imtihan süreci olduğunu bilip vahye sığınmasıdır. Aksi taktir de batıda nüksedip bizim kızıp karşı durduğumuz bir sürü dehşet ve vahşet içerikli haller peyderpey kucağımıza düşüyor ve onların muhatabı olmamız uzak değil.

Sosyal ve bireysel psikolojinin, iç dünya ve dış dünya dengesinin, gece uyuyup uyuyamamak tan tutunda, diyet programlarında kadar…
Kuranı ve Sünneti doğru okuyup anlayınca, her şeyin var olduğunu, aradığın her soruya cevap bulabildiğini göreceksin.

Bir daha derdini parayla anlatmak zorunda kalmaman dileğiyle…

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar